| MOTOROLA VE ALTI SİGMA
Motorola kaliteyi zor yoldan – büyük zararlar, rekabetçi
konumun kaybı, iflasın eşiğine gelme vb. – öğrenen pek çok
şirketten sadece biridir. Ancak Motorola’nın bu öğrenme sonrası
verimlilik, üretkenlik, karlılık, müşteri tatmini gibi konularda
sağladığı olağanüstü başarılar onu diğerlerinden ayırmaktadır.
Şirketin 1988 yılındaki Genel Müdürü Bob Galvin’in, Beyaz
Sarayda Malcolm Baldrige Kalite Ödülü’nü alırken, bu başarıyı
Altı Sigma olarak adlandırdıkları bir yaklaşıma borçlu olduklarını
söylemesi, Altı Sigma’yı çok sayıda şirketin ilgi odağı haline
getirmiştir.
Aslında Motorola Şirketi’nin yöneticileri de diğerlerinden
pek farklı değildi. Onlar da yaşadıkları problemlerin çözümünü
diğer pek çok şirketin yöneticisi gibi şirket dışında arıyorlardı.
Ta ki bir Japon firması, Motorola’nın ABD’deki bir televizyon
fabrikasını satın alana kadar. Fabrika yönetimi Japonlara
geçtikten sonra hata oranının bir anda 20 kat azalması, Motorola
yöneticilerinin ilk kez kendi yönetim şekillerini sorgulamalarına
yol açtı. Artık bazı şeyleri hatalı yaptıklarını kabul etmeliydiler.
Her şeyden önce kalite ciddiyetle ele alınmalıydı.
İşe kalite güvence bölümünden başlandı. Diğer pek çok şirket
gibi Motorola’da da ürün kalitesinden birinci derecede bu
bölüm sorumluydu. Bu sorumluluk müşteri ihtiyaçlarının karşılanması
ve kalite sistemlerinden planlanan sonuçların alınması gibi
çok ciddi görevleri içeriyordu.
Ancak uygulamada bir takım problemler söz konusu idi. Birincisi,
ürün kalitesi ile ilgili doğrudan sorumluluk taşımayan icracı
personel –üretim hattı çalışanları, hizmet sağlayıcıları vb.–
kaliteyi iş yapmanın ve başarının önündeki bir engel olarak
görüyordu. Ayrıca tüm ödüllerin üretim miktarı gibi nicel
ölçütlere bağlı olması, kaliteyi yüksek kazancı frenleyen
bir maliyet merkezi konumuna sokmuştu. Kalite güvence bölümü
ise bir türlü kontrol sağlayamadığı bu konuda çaresiz kalmaktaydı.
Bu kısır döngüyü fark eden Motorola’nın üst yönetimi çıkışı,
yöneticileri kendi bölümlerinin kalitesinden sorumlu tutmakta
buldular. Böylece kalite güvence bölümünün görevi de, bölüm
yöneticilerine kaliteyi başarmalarında yardımcı olmak, onlara
kalite danışmalığı ve eğitimi sağlamak olarak değiştirildi.
Ayrıca muhasebe ve pazarlama gibi bölümlerindeki ‘kalite’
ile üretim katındaki ‘kalite’nin birbirinden çok farklı olması
işleri güçleştiriyordu. Benzer durum karmaşık bir ürünün kalitesinin
sağlanması ile basit bir ürünün kalitesinin sağlanması için
de söz konusuydu. Bu nedenle şirketteki tüm birimler ve tüm
ürünler için uygun bir yaklaşım gerekmekteydi. Ayrıca bu yaklaşım
objektif olmalı – veri ve ölçümlere dayanmalıydı.
Bunun için hata oranlarını ölçen bir yaklaşım belirlediler.
Fikir basitti: “Tüm ürünler imalat sırasında uygun ya da uygun
olmayan basamaklardan geçerler. Benzer durum her türlü hizmetin
sağlanması için de geçerlidir. Dolayısıyla her bir süreç basamağı
bir ‘hata olasılığı’dır ve bu olasılık standard bir ölçüm
birimi olarak kullanılabilir. Basit ürünler daha az, karmaşık
ürünler daha fazla hata olasılığına sahip olacaktır.”
Motorola bu kalite ölçümünü somutlaştırmak için MHO: Milyonda
Hata Olasılığı –bir milyon işlem basamağında hata yapma olasılığı–
kavramını geliştirdi ve 1985 yılında itibaren bu ölçütü uygulamaya
koydu. 1987 yılında üst yönetimin kalite iyileştirme konusundaki
iddialı gayretlerinin etkisi ile Altı Sigma hedefi, yani bir
milyon basamakta 3.4 hata hedefi belirlendi. Bu aynı zamanda
müşteri ihtiyaçlarını kusursuza yakın karşılama hedefiydi.
Ancak hedef, yalnız başına bir anlam ifade etmiyordu. Bunun
için öncelikle hedefi gerçekleştirmek için gerekli yöntem
ve araçlar geliştirildi. Basit grafik gösterimlerden ileri
istatistik tekniklere kadar uzanan bu yöntem ve araçlar, iyileştirme
için gerekli altyapıyı oluşturdu. Fakat asıl fayda bunların
şirketin tüm kademelerinde etkin olarak kullanılması ile sağlandı.
Altı Sigma’ya şirket bazındaki bu bağlılık ise beraberinde
bir kültür değişimini getirdi. |